Decorative palm
1 × $244.00
Decorative palm
1 × $244.00
Son Haberler

Ozon Tedavisi Hakkında Her Şey!

Anasayfa
  • Blog
  • Ozon Tedavisi Hakkında Her Şey!
  • Ozon Tedavisi Hakkında Her Şey!

    Alternatif tıpta etkili bir tedavi yolu olarak ozon, yani O3 gazı kullanılmaktadır. Ozon tedavisine dair yapılan çok sayıda araştırma, O3’ün dinamik rezonans yapılarının, sayısız patolojinin tedavisinde yararlı olan fizyolojik etkileşimleri kolaylaştırdığına dair kanıtlar sunmakta, bilim insanlarını bu konuda ikna etmektedir.

    Ozon tedavisi

    O3 gazı, yani ozon hakkında kapsamlı pek çok inceleme yapılmış ve ozon tedavisi ve yan etkileri, uygulama yolları ve konsantrasyonları, çeşitli mikroorganizmalarda etki mekanizmaları, dezenfektan özellikleri ve farklı patolojilerde tıbbi kullanımı gibi pek çok yönden önemli sonuçlara varılmıştır. Uzmanlar ozon tedavisinin; kardiyovasküler sistem, gastrointestinal sistem, genitoüriner sistem, santral sinir sistemi, baş ve boyun, kas-iskelet sistemi, deri altı dokusu ve periferik vasküler hastalık patolojilerinde etkisini, tedavi değerini araştırmaktalar. Aslında yapılan araştırmalar çok olumlu sonuçlar göstermiş olsa da, bu tedaviyi tıpta uygulanabilir mükemmel bir tedavi seçeneği olarak uygun görmek için henüz daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

    Ozon gazının tedavide kullanılma macerası

    Ozon gazı 1840’larda keşfedildi ve bundan kısa bir süre sonra da bilim insanları tarafından dünya atmosferinde ozon gazının yeri araştırılmaya başlandı. O3 gazının tıp ya da herhangi bir tedavi alanında kullanıma girmesi ise 19. yüzyılda başlamış ve çok zorlu bir yol izlemiştir. O3 gazı, üç oksijen molekülünden oluşan, suda çözünür, inorganik bir moleküldür. O3 ‘ün kendiliğinden kararsız moleküler yapısı, mezomerik durumlarının doğasından dolayı, yüksek konsantrasyonların elde edilmesini zorlaştırmaktadır. O3 gazı genellikle kendi kendine veya su ile geçici reaksiyonlar yaşar. Bu nedenle de tedavi amaçlı kullanımda başlangıçta istenen seviyelerin elde edilmesi çok mümkün değildir ve böyle bir geçici durumun terapötik etkilerini değerlendirmek daha da zordu. Bu mezomerik durumlar aslında bilim insanları için de bir bilmece değeri taşımaktadır. Bu mezomerik durumların uçucu yapısının, olumlu tepkileri ve görünüşte tehlikeli etkilerine karşı etkili olduklarını düşünenler ile bu etkiyi kabul etmeyenler arasında aslında fikirsel anlamda bir uçurum oluşmuş durumdadır.

    Çok sayıda akut ve kronik rahatsızlıkları kapsayan alanlarda ozon tedavisinin önemli faydaları görülmüştür. Şöyle ki; O3 gazı, çene hastalıklarını tedavi etmek için diş hekimliği alanında halen yaygın olarak kullanılmaktadır. Bununla birlikte O3 içme suyu ve medikal aletlerin sterilizasyonu için dezenfektan olarak kendini kanıtlamış bir etkiye sahiptir. O3 gazının işlevi, daha aktif substratlar (biyokimyada enzimlerin tepkimelerinde işlenen maddeler) oluşturmak için moleküller ile reaksiyona sokulduktan sonra modifiye edildiği için, bir ön ilaca benzerlik göstermektedir. Bu şekilde de bir endojen (hücre sistemi içinde gelişen) tepki dizisini uyarmaktadır. Öte yandan O3 gazını sınıflandırmak zor olduğu için, fosfolipidler, lipoproteinler, bakterilerin hücre zarfları ve viral kapsidler ile doğrudan etkileşime girme özelliğinden dolayı ozon gazı sadece bir ön ilaç olarak kullanılır. Bu biyolojik tepkilerin fizyolojisi de halen tartışılmaktadır.

    Ozon tedavisinin bilimsel olarak kanıtlanmış çeşitli yararlarına rağmen, O3 toksitesi ve klinik faydası, uygun bölgeye konsantrasyon ve uygulama durumuna bağlıdır. O3’ün başlıca yan etkilerinden biri tedavinin, akciğer tarafından solunma yoluyla alınmasıdır. O3 tedavisi, akciğerin uyumunu veya elastik özelliklerini değiştirmeden hava yolu direncini önemli ölçüde artırmaktadır. Ayrıca O3’ün gözler ve akciğerler ile doğrudan teması, bu spesifik konumlardaki düşük antioksidan özelliklerinden dolayı kesinlikle sakıncalıdır.

    Ozon tedavisinin literatürüne bir bakış

    Ozon Tedavisi

    Ozon tedavisine dair 1980’den 2017’ye kadar genişletilmiş literatür araştırması yapılmış ve ozon tedavisinin uygulama yolları, faydaları, zararları ve eylem mekanizması ile ilgili güncel bilgileri elde edilmiştir. Ardından O3 tedavisinin klinik sonuçları ile ilgili çalışmalar patoloji ve anatomik sistemle eşleştirilmiştir. Ozon tedavisi sürecinin yönetimi, üzerine yapılan araştırma denemeleri, bu güne kadar yapılan araştırmaların sonucu, tedavinin yan etkileri ve bunun için önerilen fizyolojik mekanizmalar detaylı bir şekilde incelenerek bugünkü şekli verilmiştir. Yapılan literatür taramasına göre “ozon tedavisi” terimi; kardiyovasküler sorunlar, cilt altı dokusu problemleri, periferik vasküler hastalıklar, nörolojik sorunlar, baş ve boyun hastalıkları, ortopedik problemler, kas-iskelet sorunları, gastrointestinal ve genitoüriner hastalıkların tedavisi ile ilişkilendirilmiştir.

    Ozon tedavisi yönetimi

    Ozon tedavisi uygulaması tedavi amaçlarına ve terapinin konumuna göre değişmektedir. Bu alanda ilk olarak kullanılan ve en popüler olan O3 otohemotransfüzyonudur (O,3 -Aht).

    Burada küçük bir miktarda kan 02 ve 03 ile birleştirilir ve daha sonra hastaya tatbik edilir. Hastanın vücudundan alınan kanın oksijenlenmesi ve ozonlanması aslında çok benzer tekniklerdir. Bununla birlikte bu uygulamada amaç, ozon tedavisi sayesinde 200–300 mL’den daha yüksek kan hacmi elde etmektir.

    Ozon tedavisinin diğer uygulama yolları arasında; intramüsküler (kas içi), intradiskal (disk içi) ve paravertebral (omurga yanından) uygulama alanları ile direkt enjeksiyon yapılmaktadır. O 3’ün rektal insüflasyonu başka bir uygulama alanıdır. Bununla birlikte nazal, tubal, oral, vajinal, vesikal, plevral ve peritoneal kavitelerin insüflasyonu ozon tedavisinin güvenli uygulama yolları arasındadır.

    Ozon tedavisinin antioksidan kapasitesi

    Ozon tedavisine başladıktan 3 seans sonra çok yönlü bir endojen değişim başlar. Tedaviye geçici bir yanıt olarak; O3 biyolojik açıdan alt ve orta tabakaları aktifleştirir, oksidatif stresi azaltmaya yönelik çalışır. Bu etkisiyle ozonun sulu plazma bileşenleri antioksidanları harekete geçirerek serbest radikalleri yok etme odaklı çalışır

    Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda O3’ün profilaktik yararlı etkileri gözlenmiş ve oksidatif stresi gidererek yaşlılığa bağlı etkileri kontrol edebildiği görülmüştür. Düşük doz O3 uygulamasının, farelerin kalbi ve beyninde yaşa bağlı değişiklikler üzerinde yararlı etkiler sağladığına dair kanıtlar da bulunmaktadır. Bu konuda yapılan ek araştırmalar; O3 tedavisinin bireylerin yaşı ile değerlendirildiğinde biriken düzensiz redoks durumunun yeniden dengelenmesinde rol oynayan bir mekanizmaya aracılık edebileceğini göstermiştir. O3’ün farelerin kalbi ve beyninde yaşa bağlı enerji kaybını azalttığı da tespit edilmiştir.

    Çeşitli kanser vakalarında kullanılan bir tedavi olan Cisplatin (CDDP), hastaların %’inde bir yan etki olarak nefrotoksisiteye sebep olmaktadır. Bu nefrotoksisitenin ortaya çıkmasının, serbest radikal oluşumunda sekonder olduğu belirtilmiştir. O2 – O3 tedavisi, CDDP’ye maruz kalan farelerin antioksidan kapasitesini arttırmak ve kontrol grupları ile karşılaştırmak için kullanılmıştır. Serum kreatinin düzeyleri CDDP ve O2 kullanımı ile farelerde nefrotoksisitede dolaylı azalma gösterirken, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında O3 tedavisinden daha az etkili olduğu da görülmüştür. Burada nefrotoksisitenin azaltılmasına ek olarak, O2 – O3 tedavileri aynı zamanda CDDP ile azaltılan antioksidan savunma bileşenleri düzeylerini de geri yüklemiştir.

    Vasküler ve hematolojik modülasyon

    O3’ün de kan dolaşımını ve iskemik dokulara oksijen iletimini geliştirdiği görülmüştür. Bu konuda yapılan ozon tedavisi ile birçok çalışma, kronik oksidatif stres düzeltmeye ilişkin kanıtlar temin etmiş durumdadır. Ozon tedavisi ile antioksidan enzimlerin artması erythroblast (gelişmemiş kırmızı kan hücresi) farklılaşmasını artırılabilir. Bu eritrositlerde ilerleyici bir artışa ve oksidatif strese karşı dirençli olmalarının önkoşullarına yol açar. Bu durum da “oksidatif önkoşullama” olarak bilinir. Ayrıca ozon tedavisi bilinen bir vazodilatatör (damar genişletici) olan prostasiklin seviyelerini arttırır.

    Çalışmalar, ozon tedavisi sonucunda nitrik oksit (NO) düzeylerinde artış göstermiştir. Vücutta NO üretiminin yüksek seviyelerde olmasını teşvik etmek NO sentaz ekspresyonu ile ilişkili genleri aktif hale getirmektedir. NO, damarlarda vazodilatasyon yaparak ilgili organa kan akımının artmasını sağlamaktadır. Ayrıca O3’ün antioksidan enzimleri uyarması da NO seviyelerini arttırmaktadır

    O3’ün profilaktik kullanımının, karaciğer transplantasyonu ile ilişkili hepatik iskemi / reperfüzyon (I / R) hasarı ile ilişkisi de araştırılmıştır. Hepatik I / R, esas olarak bu rahatsızlığın temelleri olan bilinmeyen mekanizmalardan dolayı klinik olarak çözülmemiş bir problemdir. Özetle O3’ün endojen NO konsantrasyonlarının düzenlenmesini ve yeterli bir hücresel redoks dengesinin korunmasını sağlayan mekanizmalarla karaciğer I / R hasarına karşı koruma sağladığı tespit edilmiştir

    Yapışan çalışmalarda farelerde renal I / R’ye ozon tedavisi uygulanarak böbrek sorunlarına yol açan etkenlerin baskılanması yolu ile böbrek hasarını azatlıldığı ve NO üretiminin de arttğı gösterilmiştir.

    Subaraknoid kanama sonrası, serebral (beyne ait) vazospazm (damar büzüşmesi, damar kasılması) sorunları hastaların iyileşmesinde çok önemli bir engel konumundadır. Hayvanlarla yapılan bir çalışmada ozon tedavisinin etkileri incelenmiş ve damar içinden femoral artere ozon verilerek vazospazmların tedavi edilebildiği görülmüştür. Histopatolojik ve morfometrik ölçümler, ozon tedavisinin, morfometrik değişiklikleri, endotelyal hücrelerin bozulmasını ve vazospazmın sonucu olan hemorajileri azalttığına dair kanıtlar göstermektedir. Çalışmalardan elde edilen sonuçlar, O3’ün anti-oksidatif ve anti-inflamatuar etkilerini posthemorajik vazospazm için ihtiyatlı bir tedavi olabileceğini kanıtlar niteliktedir.

    Ozon tedavisinin patojen (hastalık oluşturan) inaktivasyonu

    Bakteriler in -vitro ortamda O3’e maruz kaldıklarında, bakteri hücre zarfı içinde bulunan fosfolipitler ve lipoproteinler oksitlenir. Bu durum meydana geldiğinde, bakteri hücre zarının stabilitesi azalır. Dahası, buna dair kanıtlar O3’ün bakteriler gibi mantar hücresi duvarlarıyla da etkileştiğini göstermiştir. Bu da sitosolik membranın bütünlüğünü bozar ve glikoproteinleri, glikolipidleri oksitlemek ve enzimatik işlevi bloke etmek için mikroorganizmaları infiltre eder. Bu reaksiyonların kombinasyonu, mantarların büyümesine, bakteri ve mantarların mortalitesinin inhibe edilmesine de neden olur. İn vitro, O3’ün lipid zarflı virüslerde virüs – hücre teması ile etkileştiği gösterilmiştir. Ozon tedavisi lipoproteinlerin, proteinlerin ve glikoproteinlerin oksidasyonu yoluyla ve böylece viral reprodüktif döngülere müdahale eder. Spesifik olarak hayvanlarla yapılan çalışmalarda O3 tedavisinin, tıpkı vankomisin (hücre duvarının sentezini engelleyen bir antibiyotik) gibi dirençli bakterileri ortadan kaldırmada etkili bir tedavi olduğunu göstermiştir.

    Bağışıklık sistemi aktivasyonu

    Ozon tedavisinin kullanıldığı hayvan çalışmalarında, deneklerin böbrek sisteminde E. coli varlığından kaynaklanan inflamatuar yanıtları azalmış ve bu sorun da önlenebilmiştir. Bu konudaki ek çalışmalar O3’ün antienflamatuar etkilerine dair kanıtlar sağlamıştır. İnsan hastalardan saflaştırılmış romatoid artrit sinoviyal fibroblast hücresi alınmış ve immün sistemi baskılanmış farelerin eklemlerine enjekte edilmiştir. Lokalize alanda damarlara hassas gaz akışları sağlamak için bir Ozonsan-a jeneratörü kullanarak, yüzde 3 ve yüzde 5 oranında O3 uygulaması yapılmıştır. Burada herhangi bir toksisite olmaksızın IL-1β, IL-6 ve TNF-α proinflamatuar sitokinlerin önemli ölçüde azaldığı keşfedilmiştir.

    Bu konuda yapılan bazı çalışmalar; akciğer, meme ve rahim tümörlerinden insan kanser hücrelerinin, in vitro olarak O3 tedavisi ile doza bağımlı bir şekilde inhibe edildiğini göstermiştir. 0.3 ve 0.5 mililitrelik O3 konsantrasyonları, kanser hücresi büyümesini sırasıyla yüzde 40 ve yüzde 60 oranında inhibe etmiştir. Ayrıca kanserli olmayan hücre kontrolleri de O3 seviyelerinden etkilenmemiştir. 0.8 mililitrelikte kanser hücresi büyümesi yüzde 90’dan fazla inhibe edilmiştir. Bunlara ek olarak kontrol grubundaki hücreler yaşlandıkça, daha fazla büyüme inhibisyonu ve morfolojik değişiklikler sergilemişlerdir. Bu çalışmada sağlıklı hücreler olgunlaştıkça, her bölümün neden olduğu hücresel hasarın artması nedeniyle büyümede bir azalma olduğu öne sürülmüştür.

    Ozon tedavisinin klinik faydaları

    Dünyanın her yerinde sürekli olarak gelişerek uygulanmaya devam eden ozon tedavisi birçok tıp dalında ve tıbbi uzmanlık alanlarında kendine önemli bir yer buluyor. Aslında klinik kullanımı kardiyovasküler, subkutan doku, periferal vasküler hastalık, nörolojik, ortopedik, gastrointestinal ve genitoüriner baş ve boyun olarak sistematik bir şekilde düzenlenebilir. Bu endikasyonlar, yukarıda bahsedilen sistemlerle ilgili spesifik patolojiler için yürütülen insan klinik denemelerinin, bilimsel çalışmaların bir ürünüdür. Ozon tedavisinin doğrudan desteklenmemesine rağmen, mevcut otoriteler bu uygulamanın güvenliğinin ve etkinliğinin kanıtladığı durumlarda kullanımını kısıtlamamaktadır. Bununla birlikte, çok uluslu bir şekilde gerçekleştirilen çalışmalarda güvenlik ve etkinliği için ciddi anlamda destek bulunmuştur.

    Ozon tedavisi araştırmalarına dair sonuçlar

    Ozon tedavisinin etkinliği ile ilgili hala daha fazla araştırmalar gerekmektedir. Ancak potansiyel bakımdan düşünüldüğünde ise birçok hastalık ve bozukluğun doğal seyrini değiştirebilecek etkidedir. Bu konuda yapılan çok sayıda laboratuvar çalışması, ozonun antioksidan özelliklerinin yanı sıra vasküler, hematolojik ve immün sistem modülasyonlarına dair kanıtlar sağlamıştır . Bu kanıtlar ile ozon tedavisinin başarılı etkileri kardiyovasküler, subkutan doku, periferal vasküler hastalık, nörolojik, baş ve boyun patolojileri, ortopedik, gastrointestinal ve genitoüriner patolojilerde gösterilmiştir. Ozon tedavisinin diyabetik ayak, iskemik yaralar ve periferal vasküler hastalık konularında özellikle yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Bu alanlar zaten ozon tedavisinin en yaygın olarak kullanıldığı alanlardır. Son dönemlerde yapılan laboratuvar çalışmaları, O3 – AHT’nin, farklı konsantrasyonlarda sayısız patolojide yüksek fayda gösterdiği için doz -yanıt ilişkisi kurma girişimlerine dair protokoller geliştirmeye başlanması gerektiğini göstermiştir.

    Unutulmaması gereken önemli bir nokta, ozon tedavisi asla hastalığın asıl tedavisi değil, destek tedavisidir.